15. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI GENEL ÖZELLİKLERİ VE SANATÇILARI

Çağataylar (1227-1369)
Cengiz Han ın oğlu Çağatay ve onun sülalesinden gelenlerin kurduğu bu devlet, Doğu ve Batı Türkistan topraklarında egemendi. Cengiz Han ın oğullarından sadece Çağatay ın adı bir devlete isim olmuştur. Tarma şirin Han Döneminde islamiyetin kabul edilmesiyle Çağatay Hanlığı hızla bir Türk devleti hâline gelmiştir. Çağatay Hanlığı na Timur son vermiştir

15. yüzyıl, Tük edebiyatının çeşitli alanlarda çok önemli gelişmeler gösterdiği bir dönemdir. Divan edebiyatı, bu dönemde Şeyhi, Ahmet Paşa, Necati gibi büyük şairlerle Anadolu’da kuruluşu-nu tamamlamıştır. Orta Asya’da gelişen Klâsik Çağatay edebiyatı ise eşsiz şair Ali Şir Nevâî ile en yüksek aşamasına varmıştır.  Bir başka gelişme ise, bu yüzyılın ortalarında “Dede Korkut Hikâyeleri”nin yazıya geçirilmesidir. 13. ve 14. yüzyıllarda başlayan İran edebi-yatının ünlü şairlerinin ( Nizâmi, Selman, Sadi, Hafız, F. Attar, Senâi… ) Türk şairleri üzerindeki etkisi  bu yüzyılda da devam etmiştir.
On beşinci yüzyılda Klasik Çağatay Edebiyatı devrinin kökleştiği görülmektedir. Bu devir Çağatay Edebiyatının en yüksek devreye ulaştığı bir devirdir. Millî ruh ve şuurun ortaya çıkması, Türkçe'ye ehemmiyetin verilmesi bu devre rastlar. Ali Şîr Nevâî, Muhakemetü’l-Lügâteyn’i bu açıdan ele alarak yazar. Sultan Hüseyin Baykara da bu devrin şâiriydi. O da Türk dilini müdâfaa etmiş hatta bir de ferman çıkarmıştır. Hüseynî mahlâsı ile şiirler yazan Hüseyin Baykara’nın Dîvân’ı vardır.

Ali Şîr Nevâî’nin eserleri bir hayli fazladır. Bunların başında dört dîvânını içine alan Hazâinü’l-Meânî adlı eseri gelmektedir. Ali Şîr Nevâî, yazdığı dîvânlara göre hayatı dörde ayırmış ve her biri için bir isim vermiştir. Dîvânları; Garâibü’s-Sıgar, Nevâdirü’ş-Şebâb, Bedâyiü’l-Vasat, Fevâidü’l-Kiber adını taşımaktadır. Dîvânlarından başka Mecâlisü’n-Nefâis, Nesayimü’l-Mahabbe, Muhakemetü’l-Lügâteyn ve Hamse’si vardır. Hamsesi; Hayretü’l-Ebrâr, Ferhâd u Şîrîn, Leylâ vü Mecnun, Seba-i Seyyâre, Sedd-i İskenderî ve Lisânü’t-Tayr adlı mesnevîlerinden meydana gelmektedir. Mîzânü’l-Evzân ise edebî bilgileri ihtiva eden diğer bir eseridir. O, Mecâlisü’n Nefâis adlı tezkeresiyle Türk Edebiyatında tezkere yazan ilk şâirdir.

ŞEYHİ (1375-1431):

15.yılın ünlü şairlerindendir. Kütahya’da yetiş-miştir. İran’da tahsil gördüğü bilinir. İran şiirin-den pek fazla etkilenmiştir. Bir divanı vardır.

“Harname” adlı 126 beyitlik satirik-mizahi mesnevisi meşhurdur. Büyükçe bir fabldır. Şair, bir taraftan bütün yaratılmışlar özellikle insanlar arsındaki eşitsizlikleri ve haksızlık gibi görünen sosyal farklılıkları tenkit eder. Öbür taraftan da yeteneğinin sınırlarını unutarak aşırı isteklerle ortaya atılıp nizamı bozan, haklı isteklerini başkalarına haksızlık haline getiren tiplerin durumunu hicveder.

Hüsrev ü Şîrin : İran şairi Nizami’nin Hüsrev ü Şirin adlı mesnevisini Türkçeye çevirmiştir. Bu çeviri Türkçedeki en iyi Hüsrev ü Şirin hikayesi olarak bilinir.

AHMET PAŞA  (15. yüzyıl):

Divan şiirinin kuruluş döneminin en büyük şairi sayılır. 16. yüzyıl şairlerini etkilemiştir. Ünü İran’a, Türkistan’a kadar yayılmıştır. Önemli eseri “Divan”ıdır.

NECATİ BEY (15. yüzyıl):

Kuruluş döneminin Ahmet Paşa kadar ünlü şairidir. Divan şiirine milli zevkleri ve yerli söyleyişleri katmıştır. Önemli eseri “Divan”ıdır.

ALİ ŞİR NEVÂÎ (15. yüzyıl):

Anadolu dışında, Çağatay sahasında eser vermiş din dışı Divan şairidir. Platonik ve romantik bir aşk anlayışı vardır. Lirik ve canlı bir anlatıma sahiptir. Şiirlerinde dini-tasavvufi temaları da olgun bir samimiyetle kullanır.

Muhakemetü’l-Lügateyn’in yazarı Ali Şir Nevai, aynı zamanda Türkçenin en büyük şairlerinden kabul edilir. Orta Asya’da (Herat’ta) yetişmiş olmasına rağmen Osmanlı topraklarında ve bütün Türk yurtlarında da tanınmış ve sevilmiştir. Çağatay Türkçesiyle yazdığı şiirlerini dört divanda toplamıştır.

Hamse (beş mesnevi) :Hayretü’l- Ebrâr, Leylâ vü Mecnûn, Sedd-i İskenderî, Ferhad ü Şîrin, Seb’â-yı Seyyâre.

Mecalisü’n-NefaisTürk Edebiyatı’nda ilk şuara tezkiresi olarak önemlidir.

Mizanü’l-Evzan :Aruz ölçüsü ile ilgili inceleme eseri olan bu eser, yüzyıllarca medreselerde okunmuştur.

Muhakemetü’l-Lügateyn:Türkçenin Farsçadan üstün bir dil olduğunu göstermek amacıyla yazılmış bir eserdir


SÜLEYMAN ÇELEBİ  (?-1422)

Aslında bir din adamıdır. 1409’da Bursa’da yazdığı Vesiletü’n-Necat adlı mesnevisi ile tanınmıştır.

Vesiletü’n-Necat : Halk arasında “Mevlid” olarak tanınan bu eser, Hz. Muhammed’in hayatını destanımsı biçimde anlatarak Hz. Muhammed’in diğer peygamberlerden üstün olduğunu kanıtlamak amacıyla yazılmıştır. Süleyman Çelebi’nin bilinen başka eseri yoktur.

HACI BAYRAM VELİ (1352-1430)

Ankara’da tarikat kurmuş bir bilgin ve şairdir. İlahi ve şathiye tarzı birkaç şiiri günümüze kadar ulaşmıştır. Sade ve coşkun bir dili vardır. Hece ölçüsü yanında aruzu da kullanmıştır.

EŞREFOĞLU (1353-1469)

Bursa, Ankara, Suriye gibi yerleri dolaştıktan sonra İznik’te bir tekke ve tarikat kurmuş, Hacı Bayram Veli’nin etkisinde bir tasavvufçudur. Bir divan oluşturan şiirlerinden bir bölümü aruzla bir bölümü ise sade halk diliyle ve dörtlükler halin-de yazılmıştır. Müzekki’n-Nüfus adlı düzyazılı, tasavvufla ilgili bir eseri vardır.

KAYGUSUZ ABDAL (15. Yüzyıl )

Asıl adı Alaaddin Gaybi’dir. “ Sarayi” adını da kullanmıştır. Efsaneye göre Alanya Beyi’nin oğlu iken tasavvufu tercih etmiştir. Şiirlerinde Yunus Emre etkisi sezilir. Hece ölçüsüyle ve sade bir dille ilahiler, nefesler ve şathiyeler ilginçtir. Aruzla da yazdığı şiirleri vardır. Manzum ve mensur eserleri vardır.

       Manzum olanlar: Gülistan Minbernâme Gevhernâme

        Mensur Olanlar: Budalanâme, Kitâb-ı Miglate, Vücûdnâme

 PADİŞAH ŞAİRLER 

FATİH SULTAN MEHMED ( AVNÎ ) II. BAYEZID ( ADLÎ ) II.MURAD ( MURADÎ ) CEM SULTAN ( KENDİ ADIYLA ) 

SİNAN PAŞA ( 15. Yüzyıl )                    

Edebiyatımızda süslü nesrin ilk temsilcisidir. Dini, ahlaki ve felsefi konuları ele almıştır. Tazarrunâme : Süslü nesrin ilk örneği olarak bilinir. Ayrıca Maarifnâme ve Tezkiretü’l-Evliya adlı eserleri de vardır. 

AŞIKPAŞAZADE ( 15. Yüzyıl )                  

Şair Ahmed Paşa’nın torunudur. Tarih türünde eser vermiştir. Sade bir dili vardır.Tevârih-i Âl-i Osmânî ( Osmanlı Tarihi ): Sade nesrin bir örneğidir. Âşıkpaşazade Tarihi adıyla da bilinir. 

MERCİMEK AHMED ( 15. Yüzyıl )        

Kâbusnâme Tercümesi : Sade nesrin bir örneğidir. Farsçadan çevrilmiştir. 

DEDE KORKUT HİKÂYELERİ

Destan geleneğinden halk hikâyeciliğine geçiş eseri olan Dede Korkut Hikâyeleri, bir önsöz ve on iki hikâyeden meydana gelir. On iki hikâyelik tam nüsha Dresten Kütüphanesi’n-de, altı hikâyelik eksik bir nüsha ise Vatikan Kütüphanesi’nde ulunmaktadır. Eserler üzerinde ilk defa ayrıntılı olarak Kilisli Muallim Rıfat, sonra da Orhan Şaik Gökyay ve Muhar-rem Ergin çalışmıştır.Hikâyelerde Oğuzların komşularıyla ilişkileri, aile ve toplum yapısı ve iç çekişmeler işlenmiştir. Bazı kahramanları olağanüstü özelliklere sahiptir. Bu yönüyle destanlara benzer. Hikâyeler nazım ve nesir karışımı yazılmıştır. Hikâyelerin dili sade ve akıcıdır. 15. yy Türkçesinin bütün özelliklerini yansıtmaktadır. Karşılıklı konuşmalar nazımla, betimleme ve öyküleme nesirle verilmektedir. Nesir kısmında seci, nazımda ise aliterasyonlar çokça yer alır. Bazı kelimelerin söyleyişleri bugüne göre farklılık göstermektedir.Hikâyeler, Türk’ün öz benliğini yansıtmaktadır. İdealizm vardır. Bu idealler ferdi değil, millidir. Hikayelerdeki en önemli özelliklerden biri kahramanlıktır. İslâmiyet’in etkisi vardır; ancak bağnaz bir inanış yoktur. Hikayelerde toplumda kadının önemli bir yerinin olduğunu görüyoruz. On iki hikâyede üslup ve yapılan benzetmelerin aynı olması bize bu hikâyelerin aynı ağızdan çıktığını göstermektedir.Eserde geçen ‘’Dede Korkut’’meçhul bir halk ozanıdır.

BABÜR DEVLETİ (1526-1858)
Babür Devleti, Hindistan'da kurulmuş olan bir Türk devletidir. Devletin kurucusu olan Babür Şah, Timur soyundan gelmektedir.
1504 yılında, savaşmadan, Kabil'i ele geçiren Babür, burayı başkent yaparak küçük bir devlet kurdu.
Babür'ün amacı, Hindistan'ı ele geçirmekti. Yıllarca süren hazırlıklardan sonra, Hindistan üzerine yürüyen Babür, Delhi Sultanı İbrahim Lodi'yi, Panipat Savaşı'nda yenilgiye uğrattı (1526) . Delhi ve Agra şehirlerini ete geçiren Babür, Hindistan'da büyük bir devlet kurdu. 1530 yılında ölen Babür'den sonra yerine geçen çocukları, imparatorluğun sınırlarını sürekli olarak genişlettiler.
Babür Devleti , en güçlü dönemini Şah Cihan (1627-1656) zamanında yaşadı. Bu dönemde Şah Cihan , ölen eşi Mümtaz Mahal için dünyanın en güzel anıt mezarlarından olan Tac Mahal’i yaptırdı.
Babür Devleti , 1858 yılına kadar devam etti. XVII. Yüzyılda Hindistan’a el atan İngilizler , giderek buradaki hakimiyetlerini güçlendirdiler. 1858 yılında da Hindistan’ı doğrudan İngiltere’ye bağladılar.
Babür ‘ün kurduğu devlet Hindistan’da ilk defa birliği sağlayan Devlet olması yönünden önem taşır.

Kültür ve Medeniyet
Hindistan gibi büyük bir ülkede devlet ve egemenlik kuran Türkler, burada kültür, sanat ve bilim alanlarında da büyük gelişmeler gösterdiler. Babür'ün, kültüre ve bilime önem veren tutumu, devletin resmî politikası hâline geldi. Büyük bir devlet adamı dan Babür, aynı zamanda düşünce ve kültür adamıydı. İyi bir yazar olduğu gibi, güzel sanatların her dalına ilgi göstermiştir. Çağatay Türkçesi ile yazdığı "Babürname" adlı eseri önemlidir. Kendi döneminin olaylarını anlattığı eserinde, kendini de eleştirmiştir. Babür Devleti'nde yönetim ve askerî teşkilât, Timur Devleti örnek alınarak oluşturulmuştu. Türkçe, resmî devlet dili olarak sarayda, ordu ve yöneticiler arasında kullanılmış, sonra Farsça ve bir süre sonra da Urduca dili yaygınlaşmıştır.

Yorum Yaz